|
İçi su dolu büyük bir kazanın içine bir kurbağa atlamış.Biraz yüzmüş sonra su üzerine sırt üstü yatarak şekerleme yapmaya başlamış...
Bir sarsıntıyla uyanmış aniden kazan hareket ediyormuş kazanı taşıyanlar,kazanı bir ocağın üstüne koymuşlar yakmışlar kazanın altını.Kazanın suyu ağır,ağır ısınmaya başlayınca kurbağa’ nın keyfi yerine gelmiş.Oh be..demiş iliğim kemiğim ısındı.Ne iyi insanlar var şu dünyada Allah başımızdan eksik etmesin.
Su biraz daha ısınmış kurbağa bayılmış suya tam kıvamındaymış su.Neydi o dere kenarındaki buz gibi soğuk su diyormuş donuyormuşuz da haberimiz yokmuş.Ekmek elden su gölden.Su sıcak.Gel diyen yok.Git diyen yok.Buradan ne ayrılırım ne bir yere giderim.Gel keyfim gel. O bu düşünceler içindeyken,arkadaşı çıkmış kazanın başına. Hey diye bağırmış;
-Bu kaynayan kazanın içinde işin ne?Kazandaki kurbağa;
-Su ılık içine yiyecek bir şeyler atıp duruyorlar.Bedava bunlar istemeden geliyor.Yediğim önümde yemediğim arkamda.Adımı soran bile olmadı.Rahatına bak diyorlar.Hadi gel bak şu yiyeceklere bak şu suyun ılıklığına.
Yiyecek kelimesini duyan kazanın başındaki kurbağanın aklı başından gitmiş.
Atlamış kazanın içine.Gövdesi kızgın suya değer değmez sıçramış kazanın kenarına ve seslenmiş aşağıya; Hey arkadaş,ben yiyeceklerden vazgeçtim.Bu su çok sıcak.Bir daha denersem ben ben olmaktan çıkacağım.Tosya’ya pirince giderken evdeki bulgurdan olmak gibi bir durum var o kazanda.Çık şu kazandan dışarı korkarım haşlanıp gideceksin.Kazanın içindeki kurbağa;
-Bazılarına iyilik yaranmaz sen bilirsin demiş.Kazan başındaki kurbağa bir müddet daha seyretmiş arkadaşının halini. Su iyice ısınmış kaynamaya başlamış kazandaki kurbağa haşlanmış ölmüş gitmiş.Kazan başındaki kurbağa sıçramış gitmiş arkadaşının beğenmediği o soğuk sulu dereye.
Bu kısa hikayemizden alınacak çok ders var.Atalarımız ne güzel söylemişler. “Zahmetsiz kazanılan aş, ya karın ağrıtır ya baş”, “Azıcık aşım, ağrısız başım” diye.
Alnını terletmeden,yorulmadan bir şeylerin sahibi olmak çok cazip gelmeye başladı. Kapımın önüne koyup gitsinler diye bekler olduk. Falancıya verdiler bana neden vermiyorlar diye gönül koyduğumuz bile oluyor artık. Önceden birilerinden bir şey almak veya istemek ne kadar utanç vericiydi. Gerçekten fakir fukara olan bile emeksiz zahmetsiz verileni almaz, geri çevirirdi. Oysa şimdi öylemi her akşam bir yerlerde yardım rezillikleri görüyoruz . İhtiyacı olanında olmayanında birbirini ezercesine pay almaya çalıştığı yardımlar…Ne oldu bizim insanımıza anlamakta zorlanıyorum. Sanıyorum yeni felsefemiz… “Beleş yaşamak varken çalışmak niye!!!!!!?
”Bu hale gelmemeliydik. Üstelik gün geçtikse yardıma muhtaç insanların çoğaldığını görmekteyiz.Yıllar önce bir politikacımızın söylediği bir söz vardı. Balık yemeği değil balık tutmasını öğreteceğiz.Yıllardır balık tutmayı bırakın ,maalesef balıkların kılçığını da ayıklayıp öyle yediriyorlar.
Evet sevgili dostlar, Arife tarif gerekmez. Kimdir bu Arif diye sorarsanız, eski tanıdığım biri. Kurbağa misali atladı bir kazanın içine. Kazan memnun Arif memnun, şimdilik geçinip gidiyorlar. Bakalım bu işin sonu ne olacak…
Trackback(0)
Copyright 2007. All Rights Reserved. |